Biyostimülanlar

Dr. Aslı Tamer 4 dk okuma

Eskiden medikal estetik denildiğinde akla çoğunlukla “bir bölgeyi doldurmak” gelirdi. Çökük varsa dolgu, çizgi varsa dolgu, hacim kaybı varsa biraz daha dolgu… Bugün ise yaklaşım değişiyor.

Artık amaç sadece eksilen hacmi yerine koymak değil; cildin ve dokuların kendi yenilenme kapasitesini desteklemek.

İşte biyostimülanlar tam olarak bu noktada devreye giriyor.

Dolgudan fazlası

Biyostimülanları klasik dolgularla aynı kategoride düşünmek doğru değil.

Bazı biyostimülan ürünler ilk uygulandığında bir miktar destek veya hacim etkisi sağlayabilse de asıl amaçları dokuyu yalnızca “doldurmak” değildir.

Temel fikir çok daha farklıdır:

Cildin kendi kollajen üretimini yeniden harekete geçirmek.

Yaş aldıkça yüzümüzde yalnızca kırışıklık oluşmaz. Kollajen azalır, cilt incelir, elastikiyet kaybolur ve yüzün destek dokuları zaman içinde zayıflar.

Bu nedenle bazen yalnızca bir çizgiyi doldurmak yerine, o çizginin oluşmasına neden olan doku kalitesini ele almak daha doğru olabilir.

Biyostimülasyon yaklaşımının farkı da burada ortaya çıkar.

Neden “akıllı dolgu” olarak anılıyor?

Hastalarım bana sık sık biyostimülanların normal dolgudan farkını soruyor.

Bunu günlük bir dille anlatacak olursam:

Klasik dolgu çoğunlukla eksik olan hacmi yerine koyar.

Biyostimülan ise uygun hastada dokunun zaman içinde kendi desteğini yeniden oluşturmasına yardımcı olmayı hedefler.

Bu yüzden sonuç genellikle bir gecede ortaya çıkan dramatik bir değişimden çok, haftalar ve aylar içinde gelişen daha doğal bir dönüşümdür.

Bir süre sonra çevrenizdekiler “Yüzüne ne yaptırdın?” demek yerine,

“Çok iyi görünüyorsun, sende bir şey değişmiş.”

demeye başlayabilir.

Benim medikal estetikte sevdiğim sonuç tam olarak budur.

Amaç yüzü değiştirmek değil

Bugün medikal estetikte en önemli dönüşümlerden biri de bu.

Artık giderek daha fazla insan daha büyük dudaklar, daha keskin elmacık kemikleri veya tamamen değişmiş yüz hatları istemiyor.

İstedikleri şey daha basit:

Daha dinlenmiş, daha sağlıklı ve daha iyi yaş alan bir yüz.

Biyostimülan tedaviler de özellikle bu beklentiye hitap ediyor.

Doğru hasta seçiminde amaç yüzü başka bir yüze dönüştürmek değil; zaman içinde kaybolan doku desteğini daha doğal bir şekilde geri kazandırmak.

Sonuç neden zamanla güzelleşiyor?

Biyostimülan tedavilerin en ilginç özelliklerinden biri sonuçların genellikle zamana yayılmasıdır.

Çünkü burada yalnızca dışarıdan verilen bir hacimden söz etmiyoruz.

Vücudun biyolojik yanıt oluşturması ve yeni kollajen sentezinin gelişmesi zaman ister.

Bu nedenle bazı hastalarda ilk haftalarda çok dramatik bir değişiklik görülmezken, ilerleyen aylarda yüzün daha toparlanmış, daha dinlenmiş ve daha kaliteli görünmeye başladığı fark edilebilir.

Başka bir deyişle:

Tedavinin sonucu sizinle birlikte gelişir.

Kimler için düşünülebilir?

Biyostimülan tedaviler özellikle yüzünde belirgin bir “dolgu görüntüsü” istemeyen ancak yaşla birlikte başlayan hacim ve sıkılık kaybından rahatsız olan kişiler için değerlendirilebilir.

Örneğin;

yüz ovalinde hafif gevşeme,

yanak ve şakak bölgesinde hacim kaybı,

cilt kalitesinde azalma,

yüzde genel bir yorgunluk görünümü

ve zaman içinde gelişen doku incelmesi gibi durumlarda farklı biyostimülan seçenekler gündeme gelebilir.

Ancak burada önemli bir nokta var:

Her biyostimülan her hastaya uygun değildir.

Ürünün içeriği, uygulanacağı anatomik bölge, hastanın yaşı, yüz yapısı ve beklentisi birlikte değerlendirilmelidir.

Her şeyi biyostimülanla çözebilir miyiz?

Hayır.

Medikal estetikte hiçbir ürün tek başına her sorunun cevabı değildir.

Bazı hastalarda hyalüronik asit dolgu en doğru seçim olabilir. Bazı hastalarda botulinum toksin, enerji bazlı cihazlar, cilt yenileme uygulamaları veya farklı kombinasyonlar daha iyi sonuç verebilir.

Hatta bazen yapılacak en doğru şey hiçbir enjeksiyon yapmamaktır.

Bu nedenle benim için önemli olan “hangi ürün daha popüler?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Bu yüzün gerçekten neye ihtiyacı var?

Geleceğin estetiği neden biyostimülasyon olabilir?

Medikal estetik giderek daha fazla rejeneratif yani dokuyu destekleyen yaklaşımlara doğru ilerliyor.

İnsanlar artık yalnızca bir çizginin kaybolmasını değil, ciltlerinin ve yüzlerinin daha iyi yaşlanmasını istiyor.

Bu nedenle önümüzdeki yıllarda “ne kadar dolgu yaptırdınız?” sorusunun yerini belki de şu soru alacak:

“Cildinizin yaşlanma sürecini nasıl yönetiyorsunuz?”

Biyostimülanlar da bu yeni yaklaşımın önemli parçalarından biri.

Çünkü geleceğin medikal estetiğinde amaç daha fazla ürün kullanmak değil.

Daha doğru ürünü, daha doğru zamanda, daha doğru hastaya uygulamak.

Ve mümkün olduğunca kişinin kendi yüzünü koruyarak yaşlanmasına yardımcı olmak.

Daha iyi yaş almak mümkün mü?

Yaşlanmayı durduramayız.

Ama nasıl yaş aldığımız konusunda yapabileceğimiz çok şey var.

Medikal estetiğin geleceği de bana göre tam olarak burada:

Yüzü değiştirmek yerine desteklemek.

Eksikleri abartılı şekilde kapatmak yerine dokuyu güçlendirmek.

Bir anda farklı görünmek yerine zaman içinde daha iyi görünmek.

Biyostimülanların yükselişi de aslında bu yeni estetik anlayışının bir sonucu.

Daha az “yapılmış”, daha fazla “iyi görünmüş”. Ve belki de modern medikal estetiğin en güzel hedefi tam olarak bu.

Dr. Aslı Tamer Medikal Estetik Hekimi
Sıradaki yazılar